TEDAVİ ALANLARIMIZ

Premenstrual Sendrom

Premenstruel sendrom kadınlarda menstruel döngünün geç luteal döneminde memelerde şişkinlik, baş ağrısı, halsizlik ve kilo alımı gibi fiziksel ve depresif duygudurum, irritabilite, gerginlik gibi ruhsal belirtilerle kendini ortaya koyan bir tablodur. Bu tablo genellikle mensturasyonun başlamasıyla ortadan kalkar. Bu sendrom kadın popülasyonun %80'inde görülmekle beraber yaklaşık %5 kadında klinik olarak anlamlı olacak şekilde şiddetlidir. Bu belirtilerin klinik veya sosyal olarak etkili olacak düzeyde olması durumunda Premensturel Disforik Bozukluk (PMDB) veya Geç Luteal Faz Bozukluğu adıyla bir psikiyatrik rahatsızlık olarak sınıflandırılması önerilmektedir.

PMS belirtileri menarştan sonra herhangi bir yaşta başlar (ortalama başlangıç yaşı 26 civarındadır) ve belirtiler yaşla beraber giderek artar menopoza yaklaştıkça da azalır

Güncel bulgular bu rahatsızlığın hormonal etkenlerle santral sinir sistemi arasındaki etkileşimden kaynaklandığını ve gerek farmakolojik gerekse de psikososyal yöntemlerin bu rahatsızlığın belirtilerini azaltabileceğini göstermektedir. Psikososyal etkenler de belirtilerin şiddetini etkilemektedir.

PMDB tanısı olan hastalarda tedavideki temel hedef belirtilerin azaltılması ve sosyal ve mesleki işlevselliğin düzeltilmesi dolayısıyla da yaşam kalitesinin artırılmasıdır. Tedaviye dönük olarak yaklaşımları biyolojik yaklaşım (ilaç tedavileri) ve psikolojik yaklaşımlar (psikoterapi) olarak ikiye ayırabiliriz. Genellikle hafif düzeyde belirtisi olan kadınlarda psikoeğitim ve yaşamın düzenlenmesi önlemleri yeterli olacaktır.

PMDB’de en sık kullanılan ilaçlar patofizyolojide de etkili olduğu düşünülen serotonin üzerinden etki yapan serotonin geri alımı engelleyici gruptan antidepresan ilaçlardır.

PMDB'de kullanılan biyolojik tedavilerden bir diğeri ise hormonal tedavilerdir. Hormonal tedavi stratejileri premensturel belirtilerin menstruel döngüdeki hormonal değişikliklerle ilişkili olması temeline dayalıdırlar ve çoğunda amaç ovulasyonun baskılanmasıdır.

Türkçapar A. et al. J Clin Psy. 2011; 14(4): 241-253